Ortaokul · 3. Ünite · 2. Konu

Emanet

Emanet konusu üzerine ders metni, âyet-hadis ışığında açıklamalar ve uygulama önerisi.

Emanetin lügat manası: eminlik, birisine koruması için bırakılan şey. Eminliğin zıddı, hıyanet. Yani, emaneti korumamak, onu emanet edenin değil de kendi nefsinin arzu ettiği gibi harcamak.

Peygamberlere ait ikinci sıfat, emanet sıfatıdır. Bu kelime iman ile aynı kökten gelir. “Mü’min” inanan ve emniyet telkin eden insan demektir. Peygamberler, mü’min olarak zirve insan oldukları gibi, emin olma, emniyet telkin etmede de en baştadırlar. Peygamberlerin hepsi emin ve güvenilir insanlardır. Emanete asla hıyanet etmezler.

Nitekim “Emanete hıyanet etmek, bir peygamberin yapacağı bir iş değildir.” (Âl-i İmran, 3/161) âyet-i kerimesi bu hakikati dile getirmektedir.

Emanet, irade sahibine verilir. Kasaya koyduğunuz para için, “Paramı kasaya emanet ettim.” demezsiniz. Demek ki, cansız eşya emanete muhatap olamıyor… Melekler de onlardan pek farklı değil. Onların vazifelendirilmeleri teklif ile değil, emir iledir.

Allah tarafından bize birçok emanet verilmiştir. Mesela Vücudumuz: Her Müslümanın görevi bu emanete sahip çıkmak ve vücudunu korumak. Mesela gözünü haramdan sakınmak ve doğru yolda kullanmak. Ayaklarını, ellerini, burnu, kulakları vs. zararlı şeylerden uzak tutmak ve korumak. Aynı zamanda başka insanların verdiği emanetlere sahip çıkmakta çok önemli. Nasıl birisine bir şey emanet ettiğiniz zaman onu sağlam bir şekilde tekrardan geri almak istiyorsanız, bizim de aynı şekilde başka insanların emanetine sahip çıkmamız gerekiyor.

Press enter or click to view image in full size Efendiler Efendisi “el-Emin” idi Zamanla duvarları yıpranan Kâbe, Kureyş kabilesi tarafından tamir edilip yenileniyordu. Kendi aralarında bir iş bölümü yapmışlardı. Bu şekilde kabileden her kabile Kâbe’nin inşâsına iştirak etmek şerefine ermiş oluyordu.

Kabe’nin inşası bitmişti. Sıra Hacerü’l-Esved’i yerine yerleştirmesine gelmişti. Her bir aile bu şerefe kendilerinin nâil olmasını istiyordu. Bu yüzden aralarında tartışma çıkmış, mesele kavgaya, hatta birbirlerine kılıç çekmeye kadar varmıştı. Kan dökülmesi an meselesiydi. Neden sonra Kureyş’in en yaşlısı olan Ebû Ümeyye b. Muğire şöyle bir teklifte bulundu: Sabah olduğunda Safâ kapısından girecek ilk kişiyi hakem tayin edelim. Onun dediğini kabul edelim. Herkes bu teklifi makul bulup kabul etti. Sabah olmuştu. Gözler pür dikkat kesilmiş, kapıdan ilk girecek kişiyi bekliyordu. Bu sırada kapıdan Nebiler Serveri Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in geldiğini görünce hepsi birden sevindiler. Çünkü onun doğruluğunda, dürüstlüğünde hiçkimsenin zerre kadar şüphesi yoktu.

Bu yüzden O’na “el-Emin (kendisine güvenilen, itimat edilen, sadık olan)” diyorlardı. Efendimiz’e meseleyi arz ettiler. Allah Resûlü, bu büyük şerefin yalnız kendisine has olmasını istemiyordu. Oradakilerden genişçe bir yaygı istedi. Yaygı gelince Efendimiz, hacerü’l esved’i alıp yaygının üzerine koydu. Sonra her bir aile reisine yaygının bir ucundan tutmalarını rica etti. Bu şekilde hacerü’lesved’i konacağı yere taşımak şerefine her kabile nail olmuştu. Daha sonra kendisi yaygının üzerinden Hacerü’l-Esved’i alarak mübarek elleriyle onu yerine yerleştirdi.

Kendisine kırk yaşında peygamberlik gelmişti. Fakat O’nun kırk yaşına kadar yaşadığı nezih hayatı adeta peygamberliğin alt yapısı gibiydi. O, Peygamberliğinden önce de doğruydu, sadıktı, güvenilirdi Peygamberliğinden sonra da. Onun lügatinde yalanın yeri yoktu.

Peygamber efendimizi örnek alarak bizim de etrafımızdaki insanlara emin insanlar olduğumuzu hissettirmemiz lazım. Onlara güvenilir insanlar olduğumuzu, bize güvenebileceklerini göstermemiz lazım.

Konuyla ilgili ayet ve hadisler

“Biz, emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik. Onlar onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi. O cidden çok zalim, çok cahil bulunuyor.” (Ahzab, 33/72)

“Birbirinize bir emanet bırakırsanız, emanet bırakılan kimse o emaneti (zamanı gelince) sahibine versin ve bu hususta Allah’tan korksun” (el-Bakara 2/283)

“…Kim emanete hıyanet ederse, kıyamet günü, hâinlik ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak gelir” (Âl-i İmrân 3/161).

Kitap Ehli içinde öylesi vardır ki, kendisine yük yük emanet bıraksan onu sana eksiksiz iade eder. Fakat öylesi de vardır ki, ona tek bir dinar para emanet etsen, üzerine varıp da başında dikilip durmadıkça onu sana iade edecek değildir. (Bu ikincilerin tavrı şundandır): Onlar, “Dinimizden olmayan, hele bizim gibi bir kitaba sahip bulunmayanlar hakkında ne yapsak mübahtır; bundan dolayı sorumlu olmayız.” iddiasındadırlar. Halbuki, (bu iddialarının hiçbir temele dayanmadığını) bile bile Allah hakkında yalan uydurmaktadırlar. (Al-i İmran, 75)”

„Emanete hıyanet etmek, bir peygamberin yapacağı iş değildir. Her kim emanete hıyanetle (ganimetten ya da kamuya ait hasılattan veya maldan bir şey çalar, bir de bunu gizlerse), Kıyamet Günü, yaptığı bu hıyanetin vebaliyle gelir. Sonra, herkese (dünyada iken) işleyip kazandığının karşılığı eksiksiz ödenir ve hiç kimseye zulmedilmez, haksızlık yapılmaz. (Ali İmran, 161)“ Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor!.. Doğrusu Allah, işitendir, görendir. (Nisa, 4/58)

“Çocuklarınız arasında adaletli davranın, çocuklarınız arasında adaletli davranın.” (Ebu Davud, Buyu, 80)

“Her hak sahibine hakkını ver.

Video Önerisi