Üniversite · 4. Ünite · 2. Konu
Bu Kuleleri Kim Yaptı?
Topluluklar hâlinde yaşayan termitler, yaklaşık 3000 değişik türe sahip böceklerdir. Hepsi de tropikal iklimlerde yaşarlar. Dev kulelere benzeyen yuvalar yaparlar. Kendileri bir iki…
Topluluklar hâlinde yaşayan termitler, yaklaşık 3000 değişik türe sahip böceklerdir. Hepsi de tropikal iklimlerde yaşarlar. Dev kulelere benzeyen yuvalar yaparlar. Kendileri bir iki santimdir ama yaptıkları binalar beş altı metre boyundadır. Bu yapılar, içerisinde yaklaşık 1 milyon termit barındırabilir. Binalar ayrıntılı incelendiklerinde bizleri hayrete düşüren mimariye sahip oldukları görülecektir.
Hayvanların, ellerine verilen malzemeleri kullanmalarındaki maharet ve teknik kabiliyetleri, akılları hayrette bırakacak kadar mükemmeldir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki; yaptıkları yuvalar sadece mimarî açıdan değil, binadaki düzen ve görev dağılımı bakımından da kusursuzdur.
Yaptıkları dev binalarda farklı iklimlere sahip odalar, kraliçe odası, düşmana karşı korunma odaları, olgun larvaların odası, ergin termitlerin odası, genç larvaların odaları vardır. En dışta ise asker termitlerin koğuşları ve dışarıdan toplayıp getirdikleri odun ve organik kökenli diğer maddeleri çiğneyip mantar yetiştirdikleri tarım alanları vardır. Üstelik yalıtım boşlukları gibi bölümler, tasarımdaki inceliklerle ilgili ipuçları vermektedir.
Bazı termit yuvaları aynı zamanda pusula görevi de yaparlar. Avustralya'da yaşayan bu tür termitler, dört metre yüksekliğe kadar ulaşabilen zarif ve gittikçe daralan yuvalarını, mucizevî bir sevkle, daima kuzey güney ekseni istikametinde inşa ederler. Yani yaptıkları binanın eni dar, yüksekliği fazladır. Yuvadaki aşırı ısınmayı önlemek için dar kısımları güneye, dik kısımları ise doğuya ve batıya bakar. Çok küçük yüzölçümüne sahip yuva, destek vazifesi gören ve sert maddelerden yapılan kama şeklindeki çıkıntısıyla kızgın ve yakıcı öğle sıcağında mümkün olduğu kadar az ısı emilmesine vesile olur.
Termitler, maharetli bir çiftçi gibi özel yeraltı mantar bahçelerinde, kendilerine lazım olan gıdaları yetiştirecek donanımda var edilmişlerdir. Yuva önce yeraltında bir oda olarak başlar. Sonra kraliçe odasının etrafında mantar bahçeleri yapılarak yuva büyütülür. Sonra mantar bahçesinin üzeri güzel bir kubbe ile kapatılır. Verimliliğin devamı için yuva içindeki hava sıcaklığının ve nemin belli sınırlar içinde tutulması zaruridir. Bahçeyi yapmak iyi güzel de bunun bakımını, verimliliğini nasıl devam ettirecekler? Yüksek teknik donanımlarla ancak üstesinden gelinebilecek bu karmaşık işleyişler bakın minnacık varlıklara ilham edilerek nasıl yaptırılıyor:
Evvela mekânın nemlilik meselesi ustaca halledilir. Bir grup termit, 40 cm kadar aşağılara inip bir su cetveli kazarak yukarıdaki yuvaya buharın ulaşmasına sebep olur. Bazıları da yuvaya nemli kil gülleleri taşırlar. Zaten yuvaları da nemi geçirmeyen kalın bir kum ve kil tabakası ile kaplıdır. Peki, bu ufacık varlıklar kil maddesinin kimyasını nereden öğrendiler? Su cetvelini gereken ölçüleriyle açacak kadar matematik ve mühendislik bilgilerine nereden ulaştılar? Ayrıca, çiftçilik bilgilerinin yanında mantarları da çok iyi bilecek biyoloji, kimya bilgisine de sahip olmalılar değil mi? Meteoroloji, jeoloji gibi bilimlere de oldukça hâkim olmaları gerekir tabii... Aksi hâlde insanoğlu gibi akla ve şuura sahip olmayan bu varlıklar, 20. yüzyılın bilgi birikimleriyle ancak çözmeye çalıştığı bunca karmaşık işleyişi hem de binlerce yıldır nasıl başarıyor olabilirler?..
Isı izolasyonu da aynen nem gibi müthiş bir ustalıkla halledilir. Kalın duvarlar, dışarıdaki sıcaklık değişimlerinden yuvanın önemli ölçüde korunmasına vesile olur.
Yuvadaki en önemli meselelerden biri de gaz değişimi, yani havalandırmadır. İçeriye oksijen girişini sağlamak ve kendileriyle birlikte karbondioksit çıkaran mantarların gazlarını uzaklaştırmak çok zor ve önemli bir iştir. Kurulan sistem sebebiyle devamlı serin ve oksijence zengin hava dakikada 12 cm kadar hızla içeriye alınır. İçerideki sıcaklık devamlı 30 °C'de tutulur. Yuvanın dış kısmı koridorlara açılan küçücük pencerelerle süslenmiştir. Bu pencereler termitlerin geçemeyeceği kadar küçüktür. Tasarım harikası bu pencerelerin esas maksadı havalandırmadır. Pencereler ince bir mühendislik düşüncesiyle bir de çatı ile sonlandırılmıştır. Yağmur girişini önlemek için tabii ki.
Her toplulukta olduğu gibi bu canlılar için de güvenlik son derece önemlidir. Yapmış oldukları yüksek yapılı yuvanın duvarlarında herhangi bir sebeple delik açıldığında hemen yuva içinde alarm verilir. Bir sevki ilahî ile nöbetçiler başlarını duvarlara vurarak tehlike uyarısıyla durumu koloninin bütün üyelerine bildirirler. Bunun üzerine kanatlı termitler yuvanın daha güvenli bölgelerine çekilirler. Kral ve kraliçenin bulunduğu odanın girişleri de hızla örülen duvarlarla kapatılır. Yıkılan kısım hemen asker termitler tarafından sarılır. Onları duvar malzemesi taşıyan işçiler izler. Birkaç saat içinde yıkılmış olan bölümün üzeri bir yığınla kapatılır. Sonra içerideki bölmelerin inşaatı başlar. Görüldüğü gibi termitler arasında haberleşme de hayret ve hayranlığımızı celp edecek ölçüde mükemmeldir.
Şimdi sıkı durun. Bütün bu mükemmel işleyişe vesile olan termitlerin kör olduklarını söylesek ne dersiniz? Önlerini dahi görmeyen termitler arasındaki kusursuz haberleşmeyi organize eden, yuvada yaşayan milyonlarca termit içinde, her termitin kendine düşen vazifeyi yapmasını sağlayan hiç şüphesiz ki onları onlardan daha iyi bilen ve düşünen mutlak İlim ve Hikmet Sahibi bir Zât'tır.
Görememelerine rağmen bir sevki ilahî ile harika bir şekilde yaptıkları yuvaların ısı, nem, ışık gibi şartlarını en güzel şekilde ayarlayan termitler, düzen içinde bir toplum hayatı tesis ederek, bilmem ki insanoğluna bir ilham kaynağı olabilecek midir?
Günümüzde yapılan gökdelenleri görüp mühendisine ve mimarına hayran kalanların, gökdelenden çok daha harika termit binalarını “gözü kapalı” yapabilen termitleri görmezden gelmeleri mümkün mü?