Ortaokul · 1. Ünite · 2. Konu
Anne Baba Hakkı
Anne babanın evlat üzerindeki hakları, âyet ve hadisler ışığında hürmet ölçüleri ve iyilik etmenin mükâfatı.
Dünyaya gelmemize vesile olan anne ve babamız, sebepler dairesi içinde bizim hayat kaynağımızdır. Her insan, güçsüz ve aciz bir konumda iken, Rabbimizin lütfu keremiyle, anne ve babasının o engin şefkat ve merhamet dolu sinesinde hayata adım atar. Belli bir yaşa kadar da onlar bizim için her türlü fedakârlığı yaparlar. Yemez yedirir, giymez giydirirler. Evlatları için her türlü zorluğa göğüs gererler. Onlar, bizim ilk rehberlerimizdir.
“Yüce Rabb'ın şöyle emretti; Yalnız Allah'a ibadet edeceksiniz, ana-babalarınıza iyilik yapacaksınız. Şayet bunlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlarsa sakın onlara ‘öf' dahi deme, yüzlerine bağırma, onlara tatlı söz söyle. Onlara, merhamet belirtisi olarak tevazu kanadını aç da, ‘Ya Rab, küçüklüğümde bana şefkat gösterdikleri gibi, sen de onlara merhamet et.' de.” (İsrâ, 17/23–24)
Bu âyet, bir evladın anne babasına nasıl davranması, ne şekilde hitap etmesi konusunda ona yol gösteriyor. Bir evlat anne-babaya karşı, bırakın hakaret etmeyi, onlara karşı “öf” kelimesini bile kullanamaz.
Kur'an, ana-babaya saygısızlığın minimum çizgisini çizmiştir. Onlara “öf” kelimesini bile kullanmak yasak iken nasıl onlara saygısızca hitaplar, hakaretler, rencide edici davranışlar ortaya koyabiliriz? Bu açıdan “öf” kelimesinden ağır sayılabilecek her türlü davranış anne babaya karşı bir saygısızlık ve onlara karşı bir başkaldırı anlamını taşır.
Anne babaya hürmet konusu çok hassas ve önemli bir konudur. Bu konuyu hiçbir insan hafife almamalıdır. Eğer basit bir mesele olsaydı, Cenab-ı Hak da bu konu üzerinde bu kadar durmaz, onlara ve inananlara karşı saygı konusunda bu kadar ince bir hat çizmezdi.
Ana-babanın çocuklar üzerindeki hakları
1. İtaat
2. Ana-babaya iyi davranmak
3. Saygısızlık etmemek
4. Rızalarını almak
5. Kötü söz söylememek
6. Maddi ihtiyaçlarını gidermek (yaşlılık anında)
7. Öldüklerinde hayırla anmak
Evet, anneye ve babaya her türlü ikram ve ihsanda bulunmak, onların maddi manevi bütün ihtiyaçlarını gidermek, onlara “öf” bile dememek, onlara karşı daima tatlı dilli olmak, en güzel tavır ve davranışlarla karşılık verip en ufak bir şekilde üzmemek, onlardan bıkmamak ve gönüllerini kıracak en küçük bir sözden bile kaçınmak gerekir.
Her hususta rızalarını kazanmaya çalışmak, onları kendisinden memnun etmek, yaşlandıklarında onların her türlü hizmetine koşmak, hastalık anlarında tedavi ve bakımlarını yaptırmak çocukların görevidir. Hasta veya yatalak hallerinde onların hizmetlerinde bulunmak Cennet'in kapılarını aralayan bir davranıştır.
Hadis-i şerifler
Abdullah bin Mesut (r.a.) şöyle demiştir: Hz. Peygamber'e “Allâh'ın en çok beğendiği amel hangisidir?” diye sordum. “Vaktinde kılınan namazdır.” diye cevap verdi. “Sonra hangi ibâdet gelir?” dedim. “Anne ve babaya iyilik ve itaat etmek.” buyurdu. “Daha sonra hangisi gelir?” diye sordum. “Allah yolunda cihâd etmek.” buyurdu.
Nüfey bin Hâris (r.a.) şöyle rivâyet eder: “Resûlullah bir gün: «Büyük günahların en ağırını size haber vereyim mi?» diye üç defâ sordu. Biz de: «Evet, yâ Resûlallâh!» dedik. Resûl-i Ekrem Efendimiz: «Allâh'a şirk koşmak, ana-babaya itaatsizlik etmek!» buyurduktan sonra, yaslandığı yerden doğrulup oturdu ve; «İyi dinleyin, bir de yalan söylemek ve yalancı şâhitlik yapmak!» buyurdu.”
“Çocuk, hiçbir iyilikle babanın hakkını ödeyemez. Ancak onu köle olmuş bir vaziyette bulur da satın alarak hürriyetine kavuşturursa hakkını öder.” (Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 6)
Peygamber Efendimiz de “Kime iyilik yapayım?” diye üç defa soran bir sahabiye, üç defasında da “Annene!..” cevabını verdikten sonra dördüncü soruda, babasına iyilik yapması gerektiğini söylemiştir. (Buhârî, Edeb, 2; Müslim, Birr, 1)
“Kişinin (kendi) annesine babasına lânet etmesi, büyük günahların en büyüklerindendir.” buyurması üzerine ashâb: “Ey Allah'ın Rasûlü! Bir kişi, annesine ve babasına nasıl lânet edebilir?” dediler. Rasûl-i Ekrem: “O, bir şahsın anasına babasına söver, o da (buna karşılık olarak) onun babasına ve anasına söver.” buyurdu.
Anne'nin hakkı ödenmez (Okuma Parçası)
Said İbn Ebî Bürde, babası Ebû Bürde'nin İbn Ömer'den (radıyallahu anh) işittiği bir olayı bizlere naklediyor. Bir gün İbn Ömer annesini sırtında taşıyan ve Kâbe'yi tavaf eden bir Yemenli adam görür. Adam hem annesini sırtında taşır hem de “Ben annemin binek olarak kullandığı zelil bir deveyim…” diye söylenmektedir. İbn Ömer'i görünce ona: “Acaba bu davranışımla, annemin hakkını ödemiş oluyor muyum?” diye sorar. İbn Ömer de “Hayır, kesinlikle! Sen bu yaptığınla annenin seni dünyaya getirirken çektiği bir sancının bile hakkını ödemiş olmuyorsun!” diye karşılık verir.
Adaletiyle dünyaya nam salmış Hazreti Ömer'e (radıyallahu anh) bir gün bir adam gelip şu soruyu sorar: “İhtiyaçlarını karşılamaktan aciz, yaşlı bir annem var. Onu sırtımda taşıyor, abdestini aldırıyorum. Bütün bunları severek ve karşılık beklemeden yapıyorum. Acaba bu yaptıklarımla annemin hakkını ödemiş olur muyum?” Hazreti Ömer (radıyallahu anh): “Hayır” diye cevap verir. Soruyu soran adam: “Sırtımı ona binek yaptım, kendimi ona adadım. Hâlâ nasıl hakkını ödeyemem?” diyerek hayretini ortaya koyar.
Hazreti Ömer bunun üzerine şu çarpıcı tespitte bulunur: “Bu söylediğin şeyleri annen de senin için yapmıştı. Fakat o bütün bunları yaparken senin hayatta kalmanı ve yetişip büyümeni temin etmek için yapıyordu. Fakat sana gelince, sen annene hizmet ederken onun ne zaman öleceğini gözlüyorsun!”
Anne ve babaya iyilik etmenin mükâfatı
Ana-babaya iyilik etmek insanı Cennet'e götüren bir burak (binek) vazifesi görür. Cenneti kazanabilmek ve ona rahatça ulaşabilmek için mümin olmak ve ebeveynimizin gönlünü almak gerekiyor. Eğer onlar bizden razı olmazlarsa cennete ilk girenler arasında bulunmama gibi bir tehlikeyle karşı karşıyayız demektir. Çünkü onların rızasını almak Allah'ın rızasını almaktır. Onların gönüllerini kırmak Cenâb-ı Hakk'ın hatırını kırmaktır.
Müminlerin annesi Hz. Âişe'nin (radıyallahu anhâ) bize haber verdiği bir rivayete göre; Resûl-i Ekrem Efendimiz rüyasında Cennete girdiğini görmüş ve orada bir Kur'ân sesi işitmişti. Efendimiz cennettekilere, “Bu kimdir?” diye sorduğunda, “Hârise b. Nu'mân'dır.” cevabını almıştı. Bu sahabi Ensâr'dan olup Bedir, Uhud, Hendek savaşı başta olmak üzere bütün savaşlara katılmış gazi bir sahabidir. Bütün bu üstün vasıflarına rağmen Peygamberimiz bu rüyasını anlattıktan sonra onun cennete giriş sebebini şöyle açıklamıştı: “İşte anne-babaya iyiliğin karşılığı böyledir.”